Zor aşk soruları

Sıkıntılı günlerimde Oğuz Atay tadında yazdığım notlar...

2020.11.25 16:47 bariscsknr Sıkıntılı günlerimde Oğuz Atay tadında yazdığım notlar...

1. Keşke...

Ben onun ailesi gibiydim. Benimle büyüdü. Güzel, uzun, dalgalı saçları, masmavi gözleri vardı. Teni bembeyazdı, ağzı biraz büyüktü. Şu ten meselesi dedim, bu coğrafyada dedim, bu tende bir insan nasıl olur da çıkar dedim. Doğrusu dedim, garip. Rus falan olsa neyse. Beyaz ten, renkli gözler. Çok şanslıymışım halbuki ama çok küçüktüm o zamanlar.

O da çok küçüktü, çok toydu. Bu kadar karamsar ve içine kapanık biri değildi mesela. Neşesi? Neşesi hiç bitmiyordu. Her daim gülebilirdi, eğlenceliydi. Hayatı severdi o zamanlar. Lakin dünya asık suratlı insanların dünyasıydı. Bunu o zamanlar, çok küçükken fark etmişti. Bir de diyordu, şişman insanlar. Evet, şişman insanlar. Onlar da bu dünyada diyordu, önemliler. Nefret ederdi şişmanlamaktan ama hep şişmanlardı mesela, hep. Gerçekten mi? Bilmem, belki de. O zamanlar çok küçüktük ve dünya için çok hafiftik. Matematik diyorduk, yalan. Biz matematiğe girmiyorduk.

Mesela onun saçma sapan, her şeye gülme huyu vardı. Yani bazen sadece gülmek için gülüyordu. Bu kötü bir şey mi? Bilmem. Sen de hiçbir şeyi bilmiyorsun.

Onun bir şeye güldüğünü düşün, biri çıkardı "neden gülüyorsun?" derdi. Bir sebep gerekmiyordu oysa gülmek için. Küçüktü o zamanlar sadece, gülmek istiyordu, gülüyordu. Ama suçlu hissediyordu bazen, bunlardan dolayı. Bu oyunları diyordu, hep yapıyorlar. Aptal diyordu, neden güldün, neden? Ama gülüyordu yine de. Mutlu muydu peki? Bilmem, belki. Belki de düşünmüyordu o zamanlar, mutlu muyum diye. Yaşıyordu sadece. Dedim ya, küçücüktü o zamanlar.

Bir ay çiçeğini düşün, tan vaktinde güneşe doğru açtığını düşün. Sapsarı, hayat dolu. Düşün, düşünüyor musun? Gülüşü işte, öyleydi. O zamanlar henüz büyümemiştik. Çok toyduk. Yarın mesela diyorduk, ne yaparız? Şunu yaparız, bunu yaparız. Ama hiçbir şey yapmıyorduk, hiçbir şey. Sadece yatıyorduk. O kadar küçüktük ki hiç düşünmüyorduk mesela bunları.

Ama sonra sorular gelmeye başladı. Nasıl sorular? "Ne yapacaksın?" gibi bir soru mesela. "Ne yapacaksın?". Bilmem. Ne yapacağım, bilmem, bilmiyorum. Bu soru diyorum, cevabı çok zor ve biz diyorum çok küçüğüz hala. Ama sorular yine. "Nereye kadar böyle gidecek". Cevap belli, bilmiyorum. Sen de diyordu, hiçbir şeyi bilmiyorsun. Evet, hiçbir şeyi bilmiyorum. Sorular, cevaplarını bilmediğim sorular, bunlar çok zor sorular. Ve ben çok küçüğüm hala.

Sorular arttı. "Ne yapacaksın, nereye kadar böyle gidecek, nasıl yaşayacaksın, çalışmazsan nasıl olacak, hiç mi bir şey yapmak istemiyorsun" Sorular, sadece sorular, cevaplarını bilmediğim sorular.

Peki ne zaman oldu da çok soru sormaya başladı? Acaba ben mi alıştırmıştım ona, yoksa her zaman mı böyleydi? Benim sorularım diyordum, içimle ilgili, benimle ilgili ama diyordum onun soruları. Yoo, hayır! Yoksa... Yok, yok diyordum. Ama kendimi kandırıyordum, gerçeklerden kaçıyordum.

Sonuç olarak, bütün soruları cevapsız bıraktım. Sustum sadece. Bu nedenledir ki, kendisini hep suçlu hissetti. Halbuki cevap belliydi, ben bir çocuktum ve her zaman öyle kalacaktım ama o büyüyordu. Benden nefret ederek büyüyordu. Artık beni hiç sevmiyordu. Dedim ya, benim yanımda büyüdü.

Mesela hiç mi ailenden nefret etmezsin? Bir yerlerde kaybettiysek ve kaybetmeye devam ediyorsak hiç mi ailemizin suçu yok? Aile gerçekten de kader bazen ve asla o kaderi yenemiyorsun. Babalarımız gibiyiz mesela. Nefret ettiğimiz o babalarımız gibi. İşte bu nedenledir ki, o da benden nefret ediyordu artık. Ben büyüttüm onu çünkü. Zehirledim onu ruhumla. Lanetler okudu bana, keşke diyordu hiç tanımasaydım seni, keşke. Haksız da sayılmaz hani. Keşke diyordum, hiç tanımasaydı beni, keşke.

Babalarımızın çaresizliğe düştüğü o anlar gibi, öyle ansızın kalakalıyoruz. Yapacak hiçbir şeyimiz yok. Elimizden hiçbir şey gelmez. Sinir, öfke içimizi yiyip bitirir. Yıkmak gerek her şeyi, yıkmak gerek. Ancak öyle rahatlarız. Babalarımız gibi lanet olsun, aynı babalarımız gibi.

2. Küçük Bir Not

İçimde kocaman ve beni rahatsız eden bir affedilme isteği var. Herkes beni affetsin.

3. Yağmurlu Günler Üzerine

Kuraldır; yağmurlu havalarda pencere açılır. Anayasamızın 1554. maddesine göre; yağmurlu havalarda tüm vatandaşlar penceresini açmak zorundadır. Penceresini açmayan vatandaşlar 10 saat kesintisiz, gerçek yağmur sesi dinleme cezasına çarptırılacaktır.

4. Vatandaşlık Hukukunda Aşk Üzerine

Birilerini sevmem için o kişilerin varlığına ihtiyacım yok. Hatta yoklarken daha çok seviyorum onları. Çünkü varlıkları çoğu zaman sorun yaratıyor.

Anayasamızın 3276 numaralı kanununa göre; Vatandaşlarımızın aşka dönüşebilecek sosyal, duygusal, insani ilişkiler kurması yasaklanmıştır. Aşk, Toplumumuzun örf ve yasalarına terstir. Bu sebeple Birey; ego, tahakküm, itaat etme ve bilumum aşağılık insan zaaflarından kurtulmak zorundadır.
Vatandaşlarımız, birbirleri ile uzaktan bakışarak ya da en iyi ihtimalle koklaşarak, sadece yaşamsal popülasyon için cinsel İhtiyaçlarını gidermek amacıyla tensel münasebet kurabilirler. Bu münasebet; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşmalıdır. Ön sevişme yapılması tehlikeli ve yasaktır.
Bireyin, diğer Bireyle arasında olan münasebet; mümkünse anlaşmalı olmalı ya da yazılı bir akde dayanmalıdır. bu akit 15 dakikayı geçmemelidir.
Yukarıda belirtilen durumlar haricinde münasebet kuran Bireyler, hadım edilecektir. Hadım edilen Bireylerin sosyal, duygusal, insani ilişkiler kurmasında herhangi bir sakınca yoktur. Onlar pozitif ayrımcılığa uğramakta ve Toplumumuzda fasulyeden sayılmaktadır.
Yaşasın Topluluğumuz !

5. Yüce Hiçlik Ve Boşluğun Mutlak Varlıkları Üzerine

Burada olan her şey Boşluğa aittir. Üretilmiş ve üretilmekte olan her şey de Boşluğun bir parçasıdır. Bu üretimin bir yerinde var olan her şey de, Boşluğa ait olan her şeydir. Boşluk; var olandır, esastır ve de var edenin bir parçasıdır ve var edenin varlığı mutlaktır.
Boşluk, Toplumumuzu var eden Yüce Hiçliğin, İnsanlığımıza sunduğu bir varoluş savaşıdır ki Hiçliğin, İnsanlığa verdiği temel görev de tam olarak budur.
İnsan Hiçken ve Boşluk küçücükken, Hiçlik ve Boşluk toplumumuza egemen değildi. İnsan, Boşluğu doldurmaya çalıştıkça, Boşluk büyüdü ve İnsan, Hiçliğin yüce erdeminin farkına vardı.
Ve Hiçlik dedi ki: "Ey İnsan! Sen, Boşluğun bir parçasısın. Senin görevin bunu doldurmaktır ama bilmelisin ki en büyük günahın da budur. Sen Boşluğu doldurmaya çalıştıkça, Boşluk daha da büyüyecek ve Ben, bu Boşluğu var eden Hiçlik, İnsanlık bu görevi yerine getirdikçe, daha da güçleneceğim ve yüce erdemlerim tüm İnsanlığa egemen olacak. Sen Boşluğu doldurdukça, benim Hiçliğim büyüyecek."
Ve İnsanlık kabul etti bu buyruğu. Hiçliğin yüce erdemlerinin yanında, kendi zayıflığına ve saflığına üzüldü. Kendini, Boşluğun bir parçası olan Yüce Toplumumuza adadı.
Toplumumuz, Yüce Hiçliğin kudreti sayesinde gelişmemekte ve olduğu yerde saymaktadır. Bu sayede İnsanlığın, ne yaparsa yapsın ulaşacağı nokta olan Boşluğu, Toplumumuzda egemen kılmıştır. Birey, bu ilke doğrultusunda olduğu yerde saymakta, ileri gitmemekte ve ruhsal sıkıntılar yaşamamaktadır.
Boşlukları doldurmak günahtır ve bireyin, kendine yaptığı en büyük kötülüktür. Topluluğumuzda bu eylem yasaklanmıştır.

6. Topluluğun Vatandaşlığı Üzerine

Sığınma ve/veya vatandaşlık talep eden bireyler için belirtmek gerekir ki; Toplumumuzda bu işlerle uğraşacak herhangi bir bürokrasi mevcut değildir. Vatandaşlık, Toplumumuz için soyut bir kavramdır. Görülemez, tutulamaz, sayılamaz ve ölçülemezdir. Herhangi bir coğrafyada yaşayan, herhangi bir birey; kendini Topluluğumuza ait hissediyorsa, Topluluk bu kişiyi anında vatandaşı olarak kabul etmekte, sayıp, sevmekte, okşayıp, büyütmektedir. Topluluk bu konuda çok merhametlidir ve herkesi kabul etmektedir.

Ancak yaşadığımız Topluluk belirli bir coğrafya üzerinde bulunmamakta, birçok coğrafya üzerinde, irili ufaklı beyliklerden meydana gelmektedir. Bu beylikler, binlerce ülke üzerindeki, milyarlarca evlerden birinin içinde olabilir ya da hiç olmayabilir de. Vatandaşlarımızın bile Topluluğumuzdan haberleri yoktur. Hiç görmemişlerdir veya bir araya gelmemişlerdir.

Gel gelelim, Topluluk işgal altında bir sömürgedir, vatandaşlarımız da birer esirdir. Bu nedenle, Topluluğa dahil olmak isteyen bireyin, kendi özgürlüğünden vazgeçme zorunluluğu vardır. Topluluğun vatandaşlığı esirlikten ibarettir ve bireyin özgürlüğü tehlikeli ve yasaktır. Vatandaşlarımızın, başka ülkelerin tahakkümü altında yaşaması mecburidir. Bu mecburiyet, Topluluğumuzun en önemli özelliği ve en katı kuralıdır. Toplumumuzu yöneten Erk, özgürlük mücadelesi vermek için oldukça zayıf, güçsüz ve bıkkındır. Zaten Erk'imizin kendisi de özgür değildir ve özgürlük diye bir derdi de yoktur. Özgürlük; Erk için bir sorun ve her şeyin sonu anlamına gelmektedir. Bundandır ki özgürlüğü yasaklamıştır.

Kanunumuzda özgürlük, vatandaşın bireysel sorunudur ve sorumluluk tamamıyla bireye aittir. Fakat şunu belirtmek gerekir ki, özgürlüğünü kazanmış olan birey, doğal olarak vatandaşlıktan atılacak, sürgüne gönderilecek ve hatta vatan haini ilan edilecektir.

7. Vatandaşlık Görevi Üzerine

Tüm vatandaşlarımızın, bir şeye ait olma zorunluluğu vardır. Bu aidiyet bireyi kahretse de, vatandaşlık görevidir. Birey; bir şeye ait doğmalı, sömürülmeli, çürümeli ve ölmelidir. Bireyin varlığı her zaman başka varlıkların (ülke, ordu, eğitim, aile vb.), varlığı içindir. Topluluğumuzun ant içtiği yemin budur. Bireyin, kendi varlığı üzerine söz söyleme, fikir beyan etme hakkı yoktur. Cezası ölümdür.
Yargılama, var olmayan kurullar üzerinden yapılacak ve kararı sadece yöneten Erk verebilecektir. Her karar kendi içinde gizlidir. Vatandaşa bildirme zorunluluğu yoktur. Bu yaptırımların hepsi, geçerli bir soyutun farklı parçalarıdır ve aksini düşünmek yasaktır. Birey, bu yaptırımları yaşayarak görecek ve gerçekliğinin farkına bir gün, elbet varacaktır. O gün geldiğinde birey, çoktan ölmüş olduğunu anlayacak ve Topluluğun gerçekliğini hissedecektir. Topluluğun, merhameti büyük ancak gazabı acıdır. Tüm vatandaşlarımız bunu bir gün deneyimleyecek ve Topluluğa ait oldukları için lanetler okuyacaklardır.

8. Vatandaşlığın Olmak İstediği Yer Üzerine

Vatandaşlarımız, oldukları yerden ilerideydi ya da olmak istedikleri yerden geri. Ortalarda bir yerdeydi, ileri geri gitmekteydi. Vatandaşlarımız küçücüktü, ufacıktı, top oynadı, acıktı.

Vatandaşlarımızın hareketi bir suyun akışından farksızdı. Dar bir düzlemde, aşağıya doğruydu. Onlar için yön diye bir şey yoktu. Gittikleri yol ola ki sağa sola ayrılsa, yine de düz gitmek zorundaydılar. Karşılarına kocaman bir kaya parçası çıksa, ona çarpıp ölmek dışında başka bir seçenekleri yoktu. Onlar için hareket, aşağıya doğru yuvarlanmaktan başka bir şey değildi. Çünkü Topluluk, dev bir yokuş üzerinde yer almaktaydı. Bu yokuş, gözle görülemeyecek kadar dikti ve çok büyük bir coğrafyaya yayılmıştı. Ayrıca zemini de çok kaygandı. Vatandaşlarımız, bu yokuş üzerinde 90 derecelik acı ile dik duramamakta, zemin üzerinde sürekli aşağıya doğru yuvarlanmaktaydı. Ayrıca vatandaşlarımızın bacakları, böyle zor yokuşlar için oldukça dayanıksız ve zayıftı. Vatandaşlarımızın sürekli yokuş aşağı hareket etmesinin bir diğer nedeni de rivayete göre; Topluluğa ait olan bireyler, kendilerine en yakın olan diğer bireylerden kaçmak istemekteydi. Aynı zamanda da en uzak olan bireye ulaşmayı arzulamaktaydı. Bu istek ve arzuları nedeniyle Vatandaşlarımız, sürü halinde tek bir yöne doğru ilerlemekte ama aslında hiçbir yere gidememekteydi.

Vatandaşlarımız kaçmak istediği yerden kaçamıyor, olmak istediği yere de ulaşamıyordu. Bu sebeple Vatandaşlarımız; sürekli aşağı doğru yuvarlanıyor ama hiç bir yere varamıyordu. Dev kayalara çarpıp ölüyor ve asla bir araya gelemiyorlardı. Ne oldukları yeri terk edebiliyor ne de olmak istedikleri yere gidebiliyorlardı. Dediğimiz gibi; Vatandaşlarımız ortalarda bir yerdeydiler, ileri geri gitmekteydiler, küçücüktüler, ufacıktılar, top oynadı ve acıktılar.

9. Vatandaşlarımızın Hastalığı Üzerine

Vatandaşlarımızın karantinaya alınması gerekmektedir. Çünkü Vatandaşlarımız hastadır, sağlıklı değillerdir. Onlar doğarken hasta doğmuşlardır. Ama lanet olsun ki, yine de doğmuşlardır. Ve bu hastalık ile yaşamaya mecburdular. Ayrıca bu hastalık bulaşıcıydı.
Vatandaşlarımıza kimsenin bulaşmaması gerekmektedir. Aynı zamanda Vatandaşlarımızın da kimseye bulaşmaması gerekmektedir. Kısacası, kimsenin kimseye bulaşmaması gerekmektedir. Bulaşmak kötü ve zararlıdır. Bu yüzden yasaklanmıştır.
Bu Vatandaşlarımızın çok hoşuna gidecektir ve size hemencecik kuyruk sallamaya başlayacaklardır. Ancak siz yine de onlara kanmayınız. Ola ki bir aptallık yapıp yanlarına yaklaştınız ve başlarını okşamaya kalktınız, o zaman sizi hemencecik ısırıvereceklerdir.
Önce biraz hırlayacaklar, hır hır yapacaklardır. Sonra biraz havlayacaklar, hav hav yapacaklardır. En sonunda da, eğer hala gitmediyseniz sizi hemencecik ısırıvereceklerdir. Çünkü Vatandaşlarımız birer kuduzdur ve aşıları da tam değildir. Hırlayıp, ısırmaları da bu nedenledir. Onlara tasma da takamazsınız, çünkü tasmadan da nefret ediyordur onlar.
Siz en iyisi onlara hiç bulaşmayınız, sadece uzaktan tatlı tatlı süzünüz onları. Bu Vatandaşlarımızın çok hoşuna gidecektir.
Zaten Vatandaşlarımız barınaklarda hayatlarını idame ettirmekte ve oranın şartlarına göre yaşamaktadırlar. Onlar sabah erken kalkıp işe gidiyorlar, akşam barınaklara geç gelip bayat ekmeklerle şişmanlıyorlar. İğrençtir Vatandaşlarımızın hayatları.
Siz hiç bulaşmayınız onlara, sadece uzaktan süzün onları. Bu bile fazladır onlara.

10. Vatandaşlarımızın Lisanı Üzerine

Vatandaşlarımızın kurduğu cümleler hep eksikti. Üstüne üstlük Vatandaşlarımızın söyleyeceği o kadar çok şey vardı ki...

Anayasamızın maddelerinin bu kadar çok olmasının sebebi de buydu. Başlangıçta anayasamızda sadece özgürlük yasaktı. Lakin Erk'imiz eksiklik hissetti ve ekledi: Birey ait olmalı. Bu eksiklik hiç bitmedi ve yine ekledi: Aşk yasaklandı. Sonra bir daha ekledi: Boşluk mutlaktır ve ebedi olmalıdır. Sonra bir daha ekledi ve bir daha ekledi. Böylece anayasamız sonsuz sayıda maddeyi içinde barındırdı.
Vatandaşlarımız, doğası gereği akıllarına gelen ilk şeyi söylemekte ve bu nedenle de sürekli yanlış anlaşılmaktaydı. Vatandaşlarımız, söyledikleri şeyler üzerine sürekli açıklama yapmak zorundaydı. Fakat yine de demek istedikleri şey tam olarak anlaşılamıyor, bu nedenle de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor ve derin bir utanç ve pişmanlık içerisinde kahroluyorlardı.

Vatandaşlarımızın kullandığı kelimeler, saçma kelimelerdi. Bu kelimeler bir araya getirildiğinde tam bir anlam ortaya çıkmıyordu. Gel gelelim, bu kelimelerin anlamını Vatandaşlarımız bile bilmiyordu. Çünkü konuştukları dil, yaşadıkları coğrafyada yasaklanmış ve unutulmaya yüz tutmuştu. Bu nedenledir ki Vatandaşlarımız konuşma yetisini kaybetmek üzereydiler. Vatandaşlarımız yalnız kendileriyle konuşmaktaydı. Çünkü Sahipler meşgul, yoğun ve önemli kişilerdi. Ayrıca Vatandaşlarımızı anlamak için yeterli vakitleri de yoktu. Bu nedenle Vatandaşlarımız, müthiş bir yalnızlık içerisinde kendileri ile konuşuyor ama onunla da arası hep kötüye gidiyordu.

Vatandaşlarımızın aklı kötü, kalbi karaydı. Kullandığı kelimeler tehlikeli, kuracağı cümleler yasaktı. Fakat Vatandaşlarımız çok masum ve zararsızdı. Onlar, bir karıncayı bile incitemezdi. Vatandaşlarımızın en büyük zararı kendineydi. Onlar acı çekmekteydi. Acı içerisinde büyümekteydi. Bundan dolayıdır ki, çok yazıktı onlara.

Vatandaş; önceden, henüz bir Bireyken, Topluluk daha yokken, yalnızlık içerisinde, tehlikeli düşünceler ile kendini zehirliyordu. Erk'imiz, Bireyin bu zayıflığını gördü ve onu yanına aldı. Sayıp, sevdi, okşayıp, besledi. Bireyi büyütüp, Vatandaşı eyledi. Bir yasa çıkardı ve ona dedi ki: "Vatandaşlarımızın uzun cümleler kurması yasaklanmıştır. Vatandaşlarımızın en büyük silahı kurduğu cümlelerdir. Lakin bu silahı kendine doğrultmuştur. Çünkü Vatandaşlarımız yalnızdır ve Sahipler kurulan cümleleri anlamamaktadır. Bu nedenle Vatandaşlarımızın kısa cümleler kurması emredilmiştir. Bireyin, Toplulukta kendini var edebilmesi için bu yasa hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca Topluluğumuzun sosyal hayatı da buna bağlıdır. Uzun cümleler, Topluluktaki Bireyler arasında yabancılaşma yaratmaktadır. Toplulukta herkes aynı dili konuşmak zorundadır. Bu dil kısa ve sade olmalıdır. Ayrıca herhangi bir duygu ve düşünceyi içerisinde barındırmamalıdır. Bu nedenle Vatandaşın kullanabileceği kelimeler anayasamızda ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. Bireyin anayasada belirlenen kelimeler dışında başka kelimeleri kullanması yasaklanmıştır. Ola ki Birey, belirlenen kelimeler haricinde, duygu ve düşünceyi barındıran, uzun cümleler kuracak olsun; tez zamanda bitkisel hayata gönderilecek, fişi çekilecek, dinimiz gereğince toprağa gömülecektir."
submitted by bariscsknr to KGBTR [link] [comments]


2020.08.19 13:23 galaksigezgini42 Harika boş yaptığım bir konuyla yine beraberiz. Yeeeey!

BEN KİMİM? Hepinize hayırlı günler ola. Bu post benim davranışlarım hakkımda bilgi veren bir içeriktedir. Yine de çok bir şey beklemeyin, genelde bildiğiniz konular. Okudukça yeni bilgiler edinebileceğinizi umuyorum. Bu yazı bir günde yazılmadı günlerce üstünden geçildi, eklemeler yapıldı. Aşağıda bazı konuştuğum kişileri "ne olarak" gördüğümde yazılı. En alta inin görmek için.
1)Genel Bahsetme
17 yaşındayım, genel olarak burdurland'te dolaşıyorum merak edenler için. He akıl yaşım daha küçüktür orasını bilemem. Çok bir eğitimim yok, ingilizcem bile 3 tekerlekli bisiklet seviyesinde. İnsanlara saygılı olmayı severim. Bana bir adım atıp elini uzatana elimi veririm. Tabi şimdi kavga etmeyi de severim, arasını bulmaya çalışıyoruz işte. Normal hayatta karşılaşırsanız suskunumdur burdakine göre yani yadırgamayın. Yalnız takılmayı severim pek arkadaş edinmem, bir kaç tane de dost dediklerim var geçiniyorum öyle. Aşık olmayı çok önce bıraktım, yoluma bakıyorum. Nedenini bilen bir kaç kişi var, onlara sorun çok merak ediyorsanız. Ne kadar çok insana değer verirseniz çekeceğiniz acı o kadar artıyor ya da hata yapma payınız yüzdelik değil çarpım olarak artıyor. Onun dışında konuştuğum kişilere göre; egoluyum, kızgınınım, saygıdeğer biriyim, ne dediğimi bilmez biriyim, insanlığa önem veren biriyim, insanları katletmek isteyen biriyim, kandın düşmanı, aklı beş karış havada vs. vs. istediğiniz gibi bahsedin benden. Ben de alınma gücenme yok. Adımı açıklamayacağım tabi ki onun Doctor'un koruduğu gibi korumayı yeğlerim. Bana ulaşmak isterseniz Dm'mi ne diyor bu yeni nesil, sohbet kısmı var ya orası hep açık size. Kimseyi engellemem -birini engelledim- onu da kaldıramıyorum, nereden kaldırılcak bilemiyorum. Son olarak idari işlermiş, yönetimmiş oralarla işim yok ben halkın arasında kalmak istiyorum.
2)Yazım Tarzım
Yazım kurallarına dikkat etmeyi severim, normalde dikkat etmezdim fakat bir ara bir şeyler oldu; hatırlamıyorum. Sonra özen göstermeyi başladım. Yorumlarımı ister ironik anlayın ister ciddi, hepsine verecek cevabım var. İçimde farklı kişilikler konuşur ve ben en beğendiğimi yorum atarım yani bir gün bazı konularda kendimle çelişebilirim ya da olaya göre karşı tarafı savunabilirim, çok fazla nedenden olabilir, onları sayamayacağım. Kimin ne yazdığına dikkat etmem. Benim için yazılan önemlidir, kin tutmam. Ortaya bir dava koyarım ama sorsanız çıtkırıldım bir bedene sahip, sivilceli ergen yazıyor işte boş boş (kendimi tarif ettim). Küfür etmem fakat sinirlendiğimde çok fena giydirebilirim ama sinirlenmem (ya işte cevap veremem filan demiyor da kıvıtıyor dansöz gibi). Herkesin insanlık haklarını savunurum FAKAT LGBTplus diye bir grup var ya gösteri filan yapıyorlar. Ancak idam filan edilmeye ya da toplu katledilmeye başlarlarsa vb. durumlarda onları savunurum. Eh engelleyecekler engellesin şimdi boşuna tantana etmeyelim daha sonra. Sanki sizin boğazınıza kelepçe takılıp sabahtan akşama kadar piramitlere taş taşıdınız, bu kadar bağırmanızın sokaklara dökülmenizin başka sebebi olamaz. Biraz sessiz olsanız kimse dönüp bakmayacak bile. Hepimiz tek bir gemi de yaşıyoruz, sanki yeterince sorun yokmuş gibi siz çıkıyorsunuz. Amerika ve Çin'den ne çıksa zaten bir yerinde var hayırsızlık.
3)Bu ne olsun bilemedim ras(t?)gele bahis-i vukuat yapacağım.
Redditte bir çok yeni düşünceli insanla tanıştım bunun bana yararı baya bir oldu. Şunu biliyordum ama içli dışlı kavradım artık "hepimiz aynı gemideyiz, ne kadar kavga etsekte yine beraberiz". İnsanları sınıflandırmayın artık; yok sağcı-solcu, eşcinsel-aseksüel, zengin-fakir, köylü-şehirli, genç-yaşlı. Bir şeyi bir eleştiririm, iki olur, üç olur, döndüncüde fikir sunmuyorsam sorunu çözmek için eleştirdiğim fikirden farkım kalmaz, bu Burdur'daki bir kesme ilk sözüm. İkinci ise " Kadınımızı hele ki anadoluyu bilmiş türk kadınımızı aşalayıcı sözcüklerle tabir etmeyi, genellemeyi ve İnstagram tarzı paylaşımlar yapmayın" aynı Ceza'nın da bir zamanlar dediği gibi. Benle istediğiniz gibi konuşun, yazdım mı bunu bilmiyorum ama tekrar hatırlatayım kapım hep açık. Erkeğim bu arada, bazıları kız sanabiliyor. Anarşist biri gibi gözükebilirim ama yönetime saygım vardır. İnsanlardan sır saklamalarını istediğimde bunu bozarlarsa hiç azmedemem fakat iki kişinin bildiğinin sır olmadığını bilirim. Komplo teorilerinin çoğu bana haklı gelir. İnternette sadece kendini görüyor diye büyükleriyle dalga geçen ve onların tecrübelerini görmezden gelen "Z" kuşağına benim de saygım yok. Hadi bakalım demet akalın hacı bizim mekana akalım hop beyler mekanın sahibi geldi fero arabana bakalım, hobaaaa.
4)Zevklerim
[Yukarda bahsettim ya kendimle çelişebilirim diye, asla kendimle çelişmeyeceğjm konular vardır.]
Müzikten başlayalım: Benim müzik kulağım yok. Elanur'dan Ceza'ya oradan Murat boz ve Sandal'a kadar çok geniş bir yelpazede dinleme yapabilirim. Enes Batur izlemiyorum, korkmayın. Barış Özcan'ı sevmiyorum ama izliyorum mecbur. Yeni konuları güzel bir şekilde harmanlayıp türkçe olarak sunuyor sağ olsun. Ruhi abimizin gezip göstermesini çok seviyorum. Murat Soner, Saniye Bey, Hugola, ADÇ, Berk Vural, Porçay, F&F ve anlamsız videolar izlemeyi seviyorum. Ders olarak matematik, biyoloji, fizik, edebiyat (hocalarım sağ olsun, sevdirdiler.) Tarihe ilgim vardır. 2. Abdülhamit'e özel bir eğilimim var. Ekonomiyle aram yoktur, keşke olsa da neye yatırım yapacağımı bilsem. Yeni teknolojiyi desteklerim ama insan kontrolünden çıkan ve dış müdahale tehlikesi açan teknolojiler beni endişelendiriyor. En basit ve şaçmasından: Koronavirüs aşısını yaparken bize patlayıcı nanobotlar -ya da başka işlevli olabilir- enjekte etseler sonra da 5G'de kullanılan teknoloji ile bizi öldürebilseler nasıl olur diye düşünüyorum. Ölmek benim için sıkıntı değil fakatta asfalta düşen pasta gibi de olmasın be sonumuz. Şu P!nç'tekj adamı hiç sevmiyorum. Bilgisiyar konusunda yetenekli değilim, donanım ve yazılım olarak. Bilim kurgu, aksiyon, komedi severim. Aşk, dram özellikle korkuyu benden uzak tutun. Vallahi de billahi de kız gibi çığırırım. Toprağın altına verdiklerim için ağlamam. Çoğunlukla topluma ayak uyduramam, sevmiyorum be agalar, olmuyor. Bisikletten anlarım az uğraşmadım benimkinle. Motorsiklet mi, araba mı araba derim. Kitap okumayı severim ama başlayıp ilk 100 sayfa okumak çok zor. Sonrası zaten gümbür gümbür geliyor. Umrumda değil dünya, tek umrumda olan "rüya". Çoğu konuda yarı cahilim, benle tartışmak isterseniz aklınızda bulunsun. Her zaman gideceğim yere ne kadar erken çıksam da geç varırım, çözümünü bilen yazsın. Güldür güldür'e gülüyorum zoomer hadi englle beni. Dışarı olabildiğnice az çıkarım, zevk sefa sürmeye, restorantlarda para harcamaya gelmedim ben. Haber izlemeyi de severim. Fox ile Atv'yi izleyip iki yarım elmayı birleştiririm,biraz da internet serperim. Numan Kurtulmuş'tu sanırım; evlenmeyen insanlarla ilgjlj zırvaladı bir kaç şey, alındım doğrusu. Bir de rahatsız etmek gibi oluyor ama ülke duvara toslayacak acaba her siyasal kesim kendj çıkarlarını bir kenara bırakıp ülkeyi tamir edeblir mi? Deniz mi, orman mı kesinlikle orman. Buradan bizi izleyip topluluk davranışlarını analiz eden Pentegon yapay zekasına sesleniyorum; ben de seni izliyorum. Müzik aleti çalamam, herhangi bir spor dalında yetenekli değilim. Salam yiyemiyorum, dokunuyor. Onun dışında yemek ayırt etmem. Karma benim için önemli değildir, sadece yorum yapmayı seviyorum.
5)Bitiriş
Buraya kadar ikinci kez okumadım ama bence baya güzel boş yapmışızdır, ne dersiniz? Bir de siz buraya kadar niye okudunuz ki, işiniz gücünüz yok mu. Burada cevabını bulamadığınız soruları -hiç çekinmeyin aklınıza ne gelirse sorun- ya da eleştirilerinizi bekliyorum, yorumları boşuna yapmadılar. Hepinize teşükkür ediyorum; geçmişte yaşattıklarınız ve gelecekte yaşatacaklarınız için. Hepinize selam çakıyorum ve Reddit'e döndüğümü mutlulukla söylüyorum.
6)After Credits(yanlış mı yazdım la)
[Gereksizkisi, kanlibaron, bluepizza_3, muharremgdn, Ahmetnuman4444, eatenthememer]= bir zamanlar muhabbetimizin geçtiği, bana çok şey katan ve farklı düşünce tarzlarını anlamamı sağlayan kişiler.
[Guywithoutusername, yag_r_u]=valla bir muhabbetimiz var ama hatırlamıyorum.
Hinata= Abisiyim.(yok len ciddi değilim.)
Libertus_61= Bro senin attığın mesaja tıklayınca hâlâ reddit çöküyor.
Snapo82= Loki-of-asgard-'tan kalan birisin bana.
[Heyheytoyou, batusavage_]= Reditti bana öğreten abimle ablam, sağ olsunlar çok yardımcı oldular.
Z1pyisback= yegenim.
[UniMami5, tencianillevent, brmnn25]=silah arkadaşlarım o7.
Loki-of-asgard-= Sözler yetmez mazimiz konuşsun.
EnTeLA_M_D= konuşuruz ara ara, derin muhabbetimiz var.
[Onlyteenager, kutahi]=bang bang yoluna tuz döktüm buz yedim.
[Feooooo, -warfire-]= onlar bizi izliyor.
TuzluSeker= gidişattan rahatsız.
Emirefe002= animeden ayrılmamı sağladığın için çok mutluyum.
Egeneges= Bir anlık heves.
11041987asadas=🖤
[Zeytinlipogaca, Tardizzz]= Doctor who sevdalıları.
Gumus33= başka bir seviyede. Elinde değnek ve beyaz sakalllı biri gibi benim için.
[Aykax, Bursaland]= sapık gibi beni takip ediyorlar
[Yönetici ve modlar]= bir madalyonun iki yüzü.
7)Havalı sözler
-Bir sabah hayatta olmayacak annen veya baban, tek bir gün geçirme sarılmadan.
-Gül ağacına su veririz. Lakin su hem güle yarar hem de dikene... Yanımızda yöremizde su verdiklerimiz diken olmaya meyletmişlerse sonunda mutlaka budarız!
-Dostluk bir kitap gibidir, açıp okunmadıkça tozlanır, tozlandıkça karmaşıklaşır ve unutulur.
...Sanırım hepsi bu kadar değlidi tabiki, yüzlerce kişiyle konuştum ve benim de bir sınırım var. Aklıma gelenleri yazdım diğerleri alınmasın. İsmini geçirmediğim kişilerden özür diliyorum. Buralara kadar geldiğiniz için teşekkür ediyorum, yazım yanlışlarım için özür diliyorum ve size hayırlı günler ardından yorumlar kısmına davet ederim diyerek sözlerimi bitiriyorum...
submitted by galaksigezgini42 to u/galaksigezgini42 [link] [comments]